Temel dertleri 'Tayyip kazanır’ korkusu
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin başkanlığa kapı aralamasının ardından, başkanlık tartışmaları yeniden alevlendi. İstemezükçü cephe, “başkanlık olmaz” çok sesli korosunu göreve çağırdı. Hep bir ağızdan “olmaz”ı seslendirdiler. Sabah gazetesinden Engin Ardıç, itirazın arkasındaki saikleri “Olacak” başlıklı yazısında sıraladı.

Başkanlık sistemini istemeyenlerin temel derdinin "Tayyip kazanır” korkusu olduğunu yazan Ardıç, "Şu anda görünürde "dişe dokunur" başka bir aday da yoktur tabii. Bu sisteme geçildiğinde muhalefet "alakasız" bazı isimleri şeklen önerecek ve bunların hepsi de sandıkta nal toplayacaklardır.

Bunu pek iyi biliyorlar.  Eğer başka herhangi bir adayın en küçük bir kazanma şansı olsaydı, başkanlık sistemine bu kadar ters bakmayabilirlerdi!” tespitinde bulundu.

Özellikle HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın dillendirdiği "Seni başkan yaptırmayacağız" sloganın da bu korkunun ürünü olduğunu belirtti. Ardıç yazısında, öngörülerini ve malum muhalefetin yanlışlarını sıraladı.

"Öyle bir yaptıracaksınız ki!...

Adam olsaydınız, silahı bırakır, Erdoğan'la "federal bir başkanlık sistemi" için pazarlığa otururdunuz. Bunun ilk adımı da geçen sene mevcut sistemin sıkıştığı haziran ayında"HDP destekli bir AKP hükümetine" yeşil ışık yakmak olurdu, kasıma kadar beş ay kaybedilmezdi...

Tarihi bir fırsatı elinizin tersiyle ittiniz. Daha doğrusu, "Batılı efendileriniz" itmenizi sağladılar.

Dolayısıyla, başkanlık "üniter devlette başkanlık" şeklinde gerçekleşecektir.
Olur mu? Mis gibi olur. Federasyon, başkanlık sisteminin "olmazsa olmazı" değildir.
Başkanlık sistemi bünyemize uygundur.
Halkımız güçlü yönetim sever. Devlet adamlarında "paternalistik" tavır görmeye hem alışmış hem de bunu benimsemiştir.
Başında "baba adam" ister, bugün alafrangalar "patron", alaturkalar "reis" diyorlar.
Bu memleket altı yüz yıl bir tür başkanlıkla yönetilmiştir.”

"Atatürk ve İnönü, her ne kadar devletin şekli parlamenter görünse bile (demokrasi demedik), fiilen ve çatır çatır başkanlık sistemini uygulamışlardır.” tespitinde bulunan Ardıç, "Adını koymak mı size tuhaf geliyor? Diktadan korkanlar, cumhuriyetin ilk otuz yılının hesabını verebiliyorlar mı?
Milli Şef'in başbakanlarından kaçının adını sayabilirsiniz?
Bayar-Menderes dönemi de adı konulmamış bir "yarı-başkanlık" uygulaması değil miydi?” diye sordu.

Karşı duranların kafalarının "nalıncı keseri” kafası olduğunun altını çizen Ardıç, yazısını şu cümlelerle bağladı:
"Bizimki başka" yaklaşımı.
Parlamenter sistemde, "zayıf başkanların" memlekete verdiği "zararlar" da bellidir üstelik...
Bir Fahri Korutürk'ün ülkenin 12 Eylül'e gitmesini "önleyemeyen" pasifliğini, bir Ahmet Necdet Sezer'in ekonomik krize yol açan tutumunu hatırlayalım...
28 Şubat darbesine çanak tutan da Demirel değil miydi?
Özal, parlamenter sistemin cenderesini zorlayabildiği ölçüde başarılı olmamış mıydı?

Erdoğan kendini meclisteki muhalefetin "kaprislerine" bıraksaydı ne KÖPRÜ görürdünüz ne tüp geçit ne de yeni havaalanı...
Parlamenter sistemin "erdemlerinden" dem vuranlar, bize Suat Hayri Ürgüplü, Nihat Erim, Naim Talu, Ferit Melen, hele hele Sadi Irmak gibi başbakanların acaba neyi başardığını da anlatmak zorundadırlar. Bülend Ulusu'yu hiç saymayalım.
Ecevit'in başarılarını (!) da maşallah iyi biliriz."

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.