Bütün ilişkilerimde hep yanlız kaldım
** Son karşılaşmamız beş yıl önceydi. Bu sefer yeni albümü için Etiler’deki menajerlik ofisinde sözleşiyoruz. Dondurulmuş gibi, hiç değişmemiş. Sırrını soruyorum. “Sigara, alkol kullanmıyorum. Genetik de önemli. Annem 92 yaşında ve pırıl pırıl bir cildi var” diyor.
** Kendimize birer demli çay söylüyoruz... Telefonunu mini hoparlöre takıyor ve fonda bize yeni şarkıları eşlik ediyor... En iddialılarından biri ‘Elin Oğlu’... Şarkıdan yola çıkarak “Siz de elin oğlu için çok ağladınız mı?” diye soruyorum. “Şarkıyı duyduğumda ağladım, herkesin hayatında bir elin oğlu var. Hayat böyle. Ama ders alıp büyümeyi öğreniyoruz. Ölene kadar da büyüyeceğiz” diyor.
** Sohbete müzikle başlıyoruz. Ama ardından yaşamında ezberlerini bozan hikâyelere doğru yol alıyoruz. Kızından bahsederken gözleri parlıyor, geçmişe dair şeyleri kimi zaman gözleri dolarak anlatıyor...


 

ONUN BAKTIĞI GÖZLE KİMSE BAKMADI BANA

Kızınız Nazlı 10 yaşında. Nasıl bir ilişkiniz var?

- Mükemmel. Anne-kız olmanın dışında çok yakın arkadaşız. “Anne keşke seninle aynı yaşta olsaydık. İyi arkadaş olurduk” diyor. Bu gurur verici. Onun baktığı gibi kimse bakmadı bana. En büyük aşklarım bile... Zaten çok severek, aşkla, sevgiyle ve çok zor doğurdum kızımı. Hazin bir hikâyesi vardır Nazlı’nın doğumunun.

Nedir o hazin hikâye?

- Önce hamile kaldım ve bebeğimin cinsiyetini öğreneceğim gün, dört buçuk aylıkken, karnımda öldü, kalbi durdu. Alamadılar ve normal yolla doğurmak zorunda kaldım. İki ay sonra yeniden hamile kaldığımda rahim kendini toparlayamamıştı. Bebek karnımda büyüdükçe yukarı çıkamadı, aşağıya basınç yaptı. Bu da ana damarları patlattı. Yaşadığım rahatsızlığa ‘plasenta previa’ diyorlar. Altı ay yatalaktım. En son kanamamda 7 buçuk aylıkken doğdu Nazlı ama canavar gibi bir kız oldu.

Sizin müziğinizi beğeniyor mu?

- Çok... ‘Altın Kaplama’ şarkıma bayılıyor. Ders yaparken açıyor, akşama kadar onu dinliyor. Çocuktan al haberi yani.

Babasıyla görüşüyor mu?

- Görüşüyor tabii.

 



Yeni albüm için neden beş yıl beklediniz?

- Hep aynı tip, hüzünlü ve klasik ‘Aşkın Nur Yengi’ şarkıları geliyordu. Tamam, hayat hüzünlü ama bir o kadar da heyecanlı. Aynı şeyleri temcit pilavı yapmak istemedim. iraz farklı olmak, değişiklikler yapmak için çalıştım.

Bu kadar zaman sonra neden sadece beş yeni şarkı...

- Dinleyici benden arşivlik şarkılar bekliyor. “Boş ver bunu da koyayım” diyerek şarkı eklemek istemedim. Yoksa ben de bir şeyleri cover’layarak “Allah kabul etsin” yapabilirdim.

Albümde Soner Sarıkabadayı, Ayla Çelik, Erhan Bayrak, Erdem Kınay ve Şebnem Sungur gibi genç isimler var. Bu, yeni kuşağı yakalama operasyonunuz mu?

- Yeni jenerasyonun farklı müzikal anlayışına saygı duyma meselesi. Ne beni yıkmak istedik ne de ileriyi görmemek. Denge için titizlendik.

Müzik bir yana, geçen beş yılda hayatınızda neler değişti?

- Zaman, akan ve kendini tekrarlamayan bir şey. Her gün bakış açımız farklılaşıyor.

 



Benim asıl merak ettiğim, eşiniz Haluk Bilginer’le yaşadığınız ayrılığın sizdeki etkileri.

- E ezberin bozuluyor tabii... Aile anlayışın ve inandığın şeyler yok oluyor. Bu kadar yıl özendiğin, gözünün içi ışıldıyarak baktığın, inandığın her şey kayboluyor. Güvendiğin cümleler ve her şey altüst oluyor.

O dönemde yaşadığınız ayrılığın sebebinin ihanet olduğuna dair haberler çıkmıştı...

- Lütfen bunlara girme! Herkes kendinden mesul. Öyle-böyle ortada bir ayrılık var, defterler kapandı.

Peki aşka tövbeli misiniz?

- Yok canım, yalnızlık Allah’a mahsus. “Taşın da kalbi yok ama o bile yosun bağlar” demişler... Bu biraz Orhan Gencebay’dan gibi oldu (Gülüyor). Eskisi gibi aşklar var mı onu konuşmamız lazım. Freud’un da dediği gibi, aşk aslında libidodan ibaret. İnsanı birbirine yaklaştıran libido ve kokunun uyaranları... Türkçesi hormonel bozukluk. Sonra o durum kendini başka derin bir şeye bırakabiliyor. Ama artık insanların birbirine selamı bile whatsapp’tan yazdığı bir dönemde aşk nasıl tutunsun?

 



33 yıldır sahnedesiniz. Biraz geçmiş muhasebesi yapalım. Çok pişmanlıklarınız var mı?

- Var, olmaz olur mu... Her şey dümdüz giderse hayatın ne anlamı var? Mesela keşke genç kızlığımı biraz daha genç gibi yaşayabilseydim mesela. Kendimi bu kadar olgun ve düzgün olmak zorunda hissetmeseydim. Ama kimse beni zorlamadı buna, mecbur kaldım. Bir anda herkes alkışlamaya başladı. Albümler deli gibi sattı... Tuhaf duygular... Sorumlulukların değişiyor, hareketlerin kısıtlanıyor. Daha özgür olmayı isterdim.

Peki duygusal olarak incindiğiniz oldu mu?

- Evet, hak etmediğim kadar incitildim. Çünkü düz bir kadınım, çıkıntılarım yok, sadığım. Bunu da artık sadakat iftihar edilecek hale geldiği için söylüyorum. Bence hayat adanmışlıkla güzel. Aidiyet duygusu özel bir duygu.

Bu anlattıklarınız son yaşadığınız ayrılıkla mı ilgili?

- Hayır, sana genç kızlığımdan bugüne kadar gelen bir meseleden bahsediyorum. Hep incitildim; ama hep. “Yapmayın ya şunu, bir gün de biriniz adam gibi, aslan gibi davranın, incitmeyin, oturun konuşun, elinizi taşın altına koyun, beraber ne yaparız diye düşünün” dedim hep içimden. O yüzden bütün ilişkilerimde hep tek, hep yalnız kaldım.

Bu noktada sizin de hatalarınız olabilir mi?

- Bu benimle ilgili bir sorun değil ki.

Peki kızınız Nazlı büyüdüğünde ona ilişkilerle ilgili nasıl öğütler vereceksiniz?

- Tahtını yaparsın ama bahtını hiçbir anne gibi yapamazsın. Sadece onun karşısındaki insanı tanımaya çalışırım. Emin ol her annenin bu soruya cevap verirken yüreği cız eder.

ARTIK HERKES ÇOK YIRTIK

Müzikte neden hep eskiye özlem duyuyoruz? Yeniden can bulan 90’lar sevdamızın sebebi ne?

- Kaybettiğimiz şeyleri arıyoruz hepimiz. Bir de aşk... Aşk, sebep-sonuç ilişkisiyle ilerliyor. E doğal olarak şimdi sebebin var ama sonuçta elde kalan bir şey yok. O zaman ben bu duygu dünyamı neye inandıracağım? Geçmiş olsun.

Şimdi 20 yaşında olup müzik piyasasına girseydiniz yine aynı noktada olur muydunuz?

- Hiçbir şey yapamazdım. Çünkü o kadar yırtık ki herkes...

Sizin şarkılarınızı duyunca akla ilk gelen şey hüzün. Gerçekten o şarkılardaki hüzünlü kadın mısınız?

- Yok canım! Sevdiğim insanların yanında çok enerjik, delidolu, günü hızlı ve dolu dolu yaşamayı seven biriyim.

Madem öyle, o soğuk görünümün sebebi neydi?

- Arka bahçeleri erken gören insanların karakterinde ne yazık ki böyle şeyler yavaş yavaş genişleyerek kendini gösteriyor. Sezen Abla’nın varlığı güven hissettiriyordu ama iyi insanlar olduğu gibi hayatta kötüler de var. Çok ufaktım, toydum, 13 yaşımda, hiçbir şey bilmiyordum. Bulunduğun ortam karışık, koca koca adamlar... Doğal olarak gardın yükseliyor. Bir de pardon ama ben sürekli şen şakrak olmak zorunda mıyım kardeşim? Sürekli gülmek zorunda mıyız? O gün mutsuzsan mutsuz ol. Bu kadar kasma kendini.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.