Bu uyarıya dikkat! ‘FETÖ’ de labirente giriyor!
Devletin kılcal damarlarından beynine sıçramasına ranak kalmış olan bu habis yapının neler yapabileceğini millet 15 Temmuz gecesi gördü. Sonrasında hükümet Olağan Üstü Hal Kararı(OHAL) aldı ve yıllarca ihmal edilmiş zorlu mücadeleyi başlattı. Yakalanan yakalandı kaçan kaçtı.. Operasyonlar sürüyor...

Son olarak 31 ilde yapılan operasyonda 12 bin 801 polise görevden el çektirildi. Bu son operasyon da ister istemez diğer operasyonlar gibi medya tarafından büyükçe başlıklarla görüldü. Tam da bu noktada deneyimli gazeteci Alper Görmüş, yapılan operasyonlar ve o operasyonların medyada yer alış biçimine dair endişesini dile getirdi.

Serbestiyet'teki "‘FETÖ’ de labirente giriyor: Susurluk gibi, Ergenekon gibi..." başlıklı yazısında Görmüş, önce şu temel tespitini paylaşıyor: "Toplum içinde “irtibatları ve iltisakları” bulunan bir suç örgütünü açığa çıkarıp mahkûm etmenin birinci kuralı, önceliği “irtibatlara ve iltisaklara” değil, teşkilat yapısına ve başta liderlik olmak üzere kadrolara vermektir.
 
Bu yöntemi tercih ederseniz, bir yola girersiniz ve o yolun sonundaki teşkilata ulaşmaya gayret edersiniz. Fakat öyle yapmaz da maksimalist ölçülerle hareket ederseniz, o yoldan saparsınız, sonra bir daha bir daha saparsınız ve sonunda kendinizi bir labirentin içinde bulursunuz.
 
Yolun sonundaki suç örgütünün istediği şey de zaten tamı tamına budur. Öyle olduğu içindir ki, örgüt buna sevinmekle kalmaz, peşine düşen yargı mekanizmasını yan yollara saptırmak için muhtelif “yem”ler hazırlar ve bunları soruşturma makamlarının önüne atar."

...

Basının önüne gelen her bilginin üzerine atlamasını, sayfalarına taşımasını doğru bulmadığını belirten Görmüş, "Soruşturmayı yan yollara sokup bir labirent oluşturmak ve böylece davayı uzatıp sulandırmak, medya olmaksızın yapılabilecek bir şey değil. Ne yazık ki, her ilginç enformasyonu haber sayıp önüne arkasına bakmadan haberleştiren gazetecilik geleneğimiz, büyük davaları sulandırmak isteyenlere her zaman çok yardımcı oldu; hem de bu davaları savunduğunu zannederken..." uyarısında bulunuyor.

ERGENEKON'DA DA BÖYLE OLMUŞTU

Geçmişte yaşanan kritik olayları ve dava süreçlerini yakından izleyen Görmüş, "Susurluk’ta öyle olmuştu, Ergenekon’da öyle olmuştu, şimdi de öyle oluyor. Bütün enerjilerini “FETÖ’yle mücadele”ye ayırmış görünen gazetelerde, televizyonlarda yayımlanan yüzlerce “özel haber”in çoğu, soruşturmayı “yan yollara” sokma konusunda emsalsiz bir hizmet görüyorlar." tespitinde ulundu.

Alper Görmüş özetle şu uyarıları yapıyor yazısında..
 
"Böyle haberlerin ne kadar işlevsel olduğunu, soruşturmaya muhatap olanların bilmemesi imkânsız. Bu durumda, bu türden haberlerin hiç değilse bir bölümünün, Başbakan Binali Yıldırım’ın uyardığı gibi bizzat onların akıllarından türediğini düşünmek mantıksız değil.
 
Durum böyleyse, her “itirafçı”nın “bomba itiraf”ını bir koşu haberleştirmek ne kadar doğru?
 
Enformasyon yağmuruyla kamuoyunun zihninde labirentler yaratmak...
 
Mesele sadece sorgu süreçlerini bir labirente dönüştürmek ve bu yolla asıl hedeften uzaklaşmak değil...
 
Hiçbir ayıklama yapmaksızın, önemliyi önemsizden ayırmaksızın her ilginç enformasyonu haberleştirmek ve okurları adeta bir enformasyon yağmuru altında ıslatmak kamuoyu zihninde de labirentlere yol açıyor ve toplum zamanla “bu mesele çok karışık” noktasına varıp meseleden kopuyor.
 
Bu çerçevede, “Mevcut haliyle basındaki FETÖ soruşturmaları haberleri kamuoyunun konuya ilgisini artırıyor mu” sorusu size ilk anda tuhaf gelebilir ama... "Yağmur halinde enformasyon"un, ona maruz kalanlarda "duyarlılık"tan çok "konudan kaçma"ya yol açtığına ilişkin onca araştırma ortada dururken, bu soruyu sormak gayet yerinde..."
 
Bu meseleyi Susurluk ve Ergenekon soruşturmalarının “labirent” biçimini almalarından sonra birçok yazısında ele aldığını, “Enformasyon yağmuru”nun negatif etkisini yazdığını belirten Görmüş,yazısını şu hatırlatma ve uyarı ile bitiriyor:

 "1996 Kasım'ında Susurluk'taki kazayla birlikte ortaya çıkan "hesap sorma ve arınma" talebinin bir süre sonra tavsamasının nedenlerinden biri de buydu kuşkusuz. Öylesine yoğun bir haber bombardımanı altında kalmıştı ki okur, bir süre sonra yavaş yavaş ilgisini kaybetmeye başladı. Üstelik konu karmaşıktı, izlemek için çaba sarf etmek gerekiyordu ve gene üstelik, "tepe"de meselenin üstüne gitme yönünde samimi bir çaba gözlenmiyordu... Sonrasını biliyorsunuz: Okurların, gazetelerde bu tür haberler gördükçe sayfaları çevirmeleri bir oluyordu...

...
 
ERGENEKON'DA DA AYNISI OLDU
 
2008’de başlayan Ergenekon süreci, tıpkı bugünkü FETÖ soruşturmalarına benzer biçimde yan yollara sapıp dallanıp budaklandıkça, kamuoyunun zihninde de labirentler oluşmaya başladı ve zaman içinde bu kargaşanın içinden çıkamayacağını düşünen okurlar konudan koptular.
 
Ne var ki öncesinde Susurluk davası gibi bir örneğin yaşanmış olmasına rağmen, gazeteciler beş yıldır süren Ergenekon davalarında da bu görevlerini hakkıyla yerine getirmediler. Ciddi, temellendirilmiş iddiaların yanı sıra sansasyonel iddiaları da “değerlendirerek” hem “enformasyon yağmuru”nun dozunu artırdılar hem de davaları itibarsızlaştırmak isteyenlerin ellerine önemli kozlar verdiler.
 
Şimdi, Susurluk’un üzerine Ergenekon örneği de eklendi ama hâlâ bir ders çıkarılmış gibi görünmüyor. Tıpkı o soruşturmalarda olduğu gibi, “FETÖ soruşturması” da hem yargı sürecinde hem de kamuoyunun zihninde hızla bir labirente dönüşüyor.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.